Kürt Açılımı: İlk Yüzleşme

Yazı: İlk Yüzleşme

1992-1993 yılında Cumhurbaşkanı Özal’la Öcalan arasında yaşanan mesaj alışverişini, dönemin tanıklarının anlattıklarından aktarmaya devam ediyoruz:

1992 yazında Özal’ın “siyasi çözüm önerisi” kağıda döküldü.

ANAP Milletvekili Adnan Kahveci, Güneydoğu’da bir süre inceleme yaptıktan sonra “Kürt sorunu nasıl çözülmez” başlıklı bir rapor hazırladı:

Bu raporda “Kürt meselesinin ciddi bir çözüm bulunamaması halinde bir iç harbe dönüşebileceği” belirtiliyor ve şöyle deniliyordu:

Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Çözüm için cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek, Kürtler’in siyasal hakları verilmelidir. Bu durum Türkiye’de demokrasiye ufuklar açmakla kalmayıp, PKK gibi terör örgütlerine olan halk desteğini de ortadan kaldıracaktır.

Özal, o güne kadar izlenen politikayla taban tabana zıt olan bu rapor üzerinde kendi el yazısıyla bazı değişiklikler yapıp, “kendi raporu” haline getirdi ve Başbakan Demirel’e gönderdi.


O yaz, bu yaklaşım doğrultusunda adımlar atmaya başladı: MGK’da GAP televizyonundan Kürtçe yayını savundu. Ağustos ayında Kürtçe eğitimin serbest bırakılması gerektiğini söyledi ve sonunda Türkiye’yi karıştıran o ünlü açıklamasını yaptı: “Ben karşıyım ama federasyonu bile tartışmalıyız” dedi. İşte bu noktada askerler itiraz ettiler. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş “Bunun tartışılması bile askerin moralini bozar, beni de sıkıntıya sokar” dedi.

Apo’nun mesajı Köşk’te

1992 kışında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin büyük operasyonu başladı. PKK, Kuzey Irak’ta ilk kez Iraklı peşmergelerle ortak harekat yapıyordu. Bu işbirliği büyük oranda Eylül ayında Köşk’te yapılan Iraklı Kürt ve Türkmen liderler zirvesinin sonucuydu. Barzani güneyden bastırıyor, TSK da Hakurk’tan sıkıştırıyordu. Bir yandan operasyon sürerken, bir yandan da Nevruz yaklaşıyor, Türkiye, bir önceki kanlı Nevruz’un tekrarlanacağı kuşkusuyla gerginleşiyordu.

İşte o aşamada Talabani bir girişim yapıp, Apo’yu ateşkese ikna etti. Bu mesajı Türkiye’ye iletmesi için de Arap dünyasının etkili gazetelerinden El-Hayat’ın yazarı Kamran Karadagi’yi seçti. Karadagi sonrasını şöyle anlattı:

Talabani bu barış girişimi çerçevesinde Öcalan’ın ateşkese hazır olduğunu Türk tarafına iletmemi isteyince hemen Türkiye’deki dostlarımı aradım. Mesajı Özal ve Demirel’e ulaştırdım.

Karadagi’nin aradığı dost, Cengiz Çandar’dı. Çandar, ertesi gece Köşk’teki bir iftar yemeğinde mesajı Özal’a iletti: Özal “Açıklasın bakarız” diye kestirip attı. Basın toplantısına gidecek gazeteciler arasında Cengiz Çandar da vardı ve Apo’nun O’nunla baş başa görüşüp, kendisine iletilmek üzere bazı mesajlar vereceğini biliyordu. Bu, hiç deklare edilmedi. Yarın işler sarpa sararsa Özal, “Benimle ilgisi yok” deyip çekilecekti. İş, olumlu yönde gelişirse Çandar devreden çıkacak ve konuyu asıl sahiplerine devredecekti. Çandar böylece Apo’yla görüşmeye Bekaa’ya gitti. Görüşme biter bitmez Özal’ı arayacaktı.

Özal: “Anlat bakalım, nasıl bir adam bu Öcalan!”

Ertesi gece Çandar, Özal!la ancak sahurda buluşabildi. Cumhurbaşkanı ilk olarak, Türkiye’nin başına bunca dert açan bu Özalan’ın ne menem biri olduğunu sordu:

“Nasıl bir adam bu?” dedi. “İşte ben de onu söyleyeceğim” dedim. “Bu, keko” dedim, Abdulalh Öcalan için… “Eğer bu adam şu anda bütün siyasi haklarını kazanmış biri olsa, diyelim HEP’ten, SHP’den, ANAP’tan milletvekili, her neyse size yeminle söylüyorum, Meclis kulisinde çay içen Güneydoğulu milletvekilleri var ya, işte onlarla çay içecek, İstanbul’da Çakıl Gazinosu’nda Diyarbakır gecesi’nde bağış toplayacak, dansöz oynatacak; ondan sonra Diyarbakır’ın kanalizasyon meseleleri için heyet kabul edecek, ou da çözemeyecek, efsane bitecek. Normalleşitrsek işi…” dedim. Çok güldü ona. “Tip bu mu yani?” dedi.

“Şimdi bunu yapmamak lazım” dedi. “Bu MGK toplantısının ertesi günü Nevruz ve Bayram tatili” dedi. “Hemen böyle heyecanla Abdullah Öcalan bilmem ne dedi diye, 24 saat içinde Türkiye devleti toplanıyor; MGK, Cumhurbaşkanı, Kuvet Komutanları, bakanlar tepki veriyor, görüntüsü vermemek lazım” dedi. “Çok da acele etmemek lazım, yeni bir durum var ortada” dedi; “yeni bir süreç başlıyor gibi” dedi.

Apo, 1993 Mart’ındaki basın toplantısında gazetecilerin karşısına ilk kez üniforma yerine kravatla çıktı. Kendisine bu aklı, El-Hayat gazetesi yazarı Kamran Karadagi vermiş, “Öyle savaşçı gibi çıkma ortalığa” demişti. Apo, ateşkesi bu havada açıkladı:

Zorunlu bir meşru savunma durumuna düşmedikçe biz 20 Mart’tan 15 Nisan’a kadar ateş etmeyeceğiz.

Bu süreci başlatan Iraklı Kürt lider Celal Talabani, basın toplantısı boyunca Apo’nun hemen yanında oturuyor, yaptığı işten memnun gülümsüyordu. Ateşkes başarılı olursa hem Kürt federe devletinin Türkiye ile ilişkilerini düzelteceğini, hem de kendisinin de başını ağrıtan PKK sorununu halledeceğini umuyordu. O ünlü basın toplantısından hemen sonra “arabulucu olup olmayacağı” sorusuna şu karşılığı verdi:

Eğer hem Türk hükümeti, hem de Öcalan arabulucu olmamı isterse barış istikrar ve demokratik bir çözüm için bunu kabul edebilirim.

Özal ve Demirel’e mesaj

O basın toplantısını izleyen gazeteciler içinde ikisinin özel misyonu vardı: Biri Başbakan Demirel’in danışmanı İlnur Çevik’in Daily News gazetesinde çalışan ve PKK konusuna hakimiyetiyle tanınan İsmet İmset, diğeri ise Cumhurbaşkanı Özal’ın siyasi danışmanı Cengiz Çandar… Basın toplantısı bittikten sonra Öcalan, kendisiyle özel görüşme talep eden Cengiz Çandar’ı yanına davet etti. Talabani de odaya buyur edildi. Talabani, “Siz işinizi kendi aranızda halledin” diyerek bu teklifi reddetti.

Görüşmeye İsmet İmset de dahil olunca, Apo, Çandar’a “Başbaşa görüşelim” diye fısıldadı. Çandar, “Benim İsmet’ten gizli konuşacağım bir şey yok” yanıtını verdi ve durumu şöyle açıkladı:

Ben bu görüşmeyi Özal’a ileteceğim, İsmet de Demirel’e nakledecek. Biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan…

Artık Apo, vereceği mesajların kimlere gideceğini biliyordu. Ancak Çandar bir ekleme yaptı:

Yalnız şunu bil, benim adım Cengiz Çandar, O’nun adı İsmet İmset… Özal ve Demirel ile müzakere ediyor değilsin. Bizle konuşuyorsun. Biz sadece söylediklerini harfiyen bu isimlere naklederiz.

Öcalan, 45 dakika süren o görüşmede Özal’ın Kürt sorununa cesur yaklaşımını öven sözler söyledi. Ancak hükümetin ayrı, Köşk’ün ayrı dilden konuştuğuna dikkat çekti: Sonunda lafı somut teklifine getirdi:

Güneydoğu’da büyük çapta temizlik operasyonlarına geçmezseniz, ben de üzmem kimseyi… Birkaç gün sonra Nevruz geliyor, size taahhüt ediyorum ki, yaprak kımıldamayacak. Sayın Cumhurbaşkanı’na da, Sayın Başbakan’a da bunu söyleyebilirsiniz.

Bir sonraki bölüm: Barış Umudu, okumak için tıklayın.



One Response to “Kürt Açılımı: İlk Yüzleşme”

  1. [...] sonraki bölüm: İlk Yüzleşme, okumak için tıklayın. [...]

Ne Düşünüyorsun?