
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüne dair iddialara daha önce değinmiştik. Kamuoyunda genel kanaat, Özal’ın Türk Cumhuriyetleri ile ilgili planlarından dolayı öldürüldüğü yönündeydi. Ancak bu yeni yazı dizimizi hazırlarken ulaştığımız bilgiler ve gerçeklerle karşılaştığımızda durumun çok farklı olabileceğini düşünmeye başladık. Özal’ın son günlerinde Ankara – Bekaa Vadisi hattında yaşanan yoğun trafiğin perde arkasını ve bu açılım planlarının bir Cumhurbaşkanı’nın hayatına mal olup olmadığını tartışmaya açacağız. Şimdi hep beraber tarihte bir yolculuğa çıkalım:
Özal’ın Kürt sorununa ilgisi aslen Körfez Krizi’yle başladı. 17 Ocak’ın ilk saatlerinde patlayan savaşta, Bağdat rejiminin karşısında uluslararası bir koalisyon vardı ve herkes Saddam’ın devrileceğine kesin gözüyle bakıyordu. O dönemde Cumhurbaşkanı Özal birden ön plana çıkıvermişti. Başkan Bush’la görüşüyor, CNN’de boy gösteriyor; bu arada da Köşk’e gelen herkesin önüne haritalar serip görüşlerini anlatıyordu. Bölgedeki koalisyon güçlerinin komutanı General Norman Schwarzkopf gibi o da Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesinden yanaydı. Herkesten daha atak görünyordu. Askerlerden bile… Dönemin üst düzey iki yöneticisi Özal’ın bu isteğinin en yakın tanığıydı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral. Doğan Güreş, Özal’ın bu sözlerini fazla ciddiye almazdı.
Savaş Başladıktan sonra, ikili görüşmelerimizde Özal, gülerek şaka yollu “Şuradan bir Kolordu’yla Musul’a doğru gitsek, bu savaş daha çabuk biter.” diye söylerdi, ama bu ne bir emirdi ne de bir tahlildi. Ben de gülerdim. Güler, geçerdik…
TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk da Özal’ın bu isteğini yakından bilen biriydi:
Saddam’a karşı büyük düşmanlığı vardı. Bush’la beraber Körfez Krizi’ni yönettiğini söylerdi. Ve hatta Körfez Krizi senaryosunun kendisine ait olduğunu bana defalarca söylerdi. Basra Körfezine kadar bir Türk kuvvetinin gidebileceğini, meseleyi çözebileceğini haritalar üzerinde bana anlatıyordu.
Özal’ın senaryosu, savaş sonrası Irak’ta, Türkiye’nin söz sahibi olması esasına dayanıyordu. Eğer Irak parçalanırsa, Türkiye tarihi gerçekleri gündeme getirip hak iddia edecekti. Irak parçalanmazsa, rejimin yeni oluşumunda söz sahibi olmalıydı. Bunun için Türkiye’nin elinde Türkmen kartı vardı. Ancak bu zayıf bir karttı. Irak’ta söz sahibi olabilmek için başka bir kart daha gerekiyordu. O kartı da Özal’a, bölgeyi çok iyi tanıyan danışmanı Cengiz Çandar hatırlattı. Bu kartın adı Kürt Kartı’ydı.
“Efendim” dedim. “Bu bir tek şeye bağlı.” Eğer biz Türkiye’de Kürt olduğunu kabulleneceksek, Türkiye olarak, o zaman kolay.” “E tabi kabulleneceğiz, artık insaf!” dedi.
“Bu noktaya geldik…”
Özal, bu noktadan birkaç hafta sonra Diyarbakır’daki bir basın toplantısında Irak Kürtlerinden “Vatandaşlarımızın Soydaşları” diye söz etti. Bu arada da Irak’taki Kürt liderlerle ilgilenmeye başlamıştı. Tam da o günlerde Cengiz Çandar’ın bir röportaj için Talabani’ye gidişini fırsat bildi ve onlara dönük bir açılımın ilk sinyallerini verdi.
Talabani Mart ayında gizlice Türkiye’ye geldi ve sadece birkaç diplomatla görüşebildi. Ancak o görüşmeler somut bir sonuca ulaşamayınca, Talabani bu kez bizzat Özal ile görüşmek istedi. Randevu talebi kabul edildiğinde heycandan titriyordu. İlk kez bir Türk Cumhurbaşkanı, bir Kürt liderle görüşecekti.
Bu temaslardan sonra kamuoyunu hazırlama atağı başladı. Önce Kürtçe konuşmanın serbest bırakılması gündeme geldi.1991 sonunda Başbakan Demirel, devletin yeni politikasını Diyarbakır’da açıkladı: “Kürt realitesini tanıyoruz.” Ankara’da esen ılımlı hava 1992 Martında Nevruz ateşinde yandı. Büyük bir gerginlik içinde başlayan Nevruz kutlamaları, kısa zamanda çatışmaya dönüştü. Bilanço ağırdı: 57 Ölü.
Kanlı Nevruz olayı Özal’ı yeni bir arayışa itti. ‘Acaba diyalogla bu iş nasıl çözülür’ün aranmasından yanaydı. PKK’yla diyalog mümkün olamayacağına göre, HEP ve benzeri kuruluşların o konuda bir anlamı olabileceği neticesine varmıştı. Bu süreci yakından bilen isim ise HEP Milletvekili Sırrı Sakık’tı:
Evet, öyle bir arayış içindeydi. Hatta “Ben ömrümün son döneminde ülkeme katkı sağlamak istiyorum. Ülkemin en büyük sorununu çözmek istiyorum.” diyordu. Biz de kendisine “Bu sorunu kim hallederse ülkede ikinci Mustafa Kemal olur” demiştik.
Bir sonraki bölüm: İlk Yüzleşme, okumak için tıklayın.
[...] yılında Cumhurbaşkanı Özal’la Öcalan arasında yaşanan mesaj alışverişini, dönemin tanıklarının anlattıklarından aktarmaya devam [...]
[...] Özal’la Öcalan arasında yaşanan mesaj alışverişini, dönemin tanıklarının anlattıklarından aktarmaya devam [...]
[...] [...]
Gladioyu hakiki başı kımdır ocalan nasıl oldu ?????????
Gladioyu hakiki başı kımdır ocalan nasıl oldu ?
aslına bakacak olursak yılların birikimi yavas yavas patlamak üzere sayın başbakanımıza seslenmenin zamanı geldi. Kürt açılımı die bişey yoktur kabul edilemez… Seni oraya getirenler indirmesinide bilirler.. Günümüzde TÜRKİYE şartlarında tartışılacak bi çok konu varken kürt açılımı ile medya ve Türk Milletini oyaladıgın için bana göre birinci suçlu sensin…2. bi konuda askeriyeye el uzatman bununla ilgili sana bir vatabdas olarak cevabım şu kısa ve öz orası bağımsız bir politika içinde vatanın milletin yegane koruyucalrının barndıgı ayrı bir CUMHURİYET ve buraya el uzatan her kim olursa olsun cezasını çok ağır öder bazı ithamlara göre ölür…
sayın murat yiğit ortada peygamber ocağı diye geçinip cami bombalamak isteyen başörtüye karşı bi ordu var ve bu bir suçtur cezasız kalmamalı gereği yapılmalı gereği de nedir yargı ayrıca yargı hükümetin sopası değildir bağımsız bir organdır ve orgeneral dahi olsa suçluysa yargı önünde hesap vermeye MECBURDUR.ASKERİYENİN YILLARCA KÜRTLERE YAPTIĞI ZULMÜ DE ALLAH ŞİMDİ BURUNLARINDAN GETİRİYOR….